Friday, December 10, 2010

ÇINARLARIMIZ




Bu çınarlar,Caddebostanda Bağdat caddesi üzerinde...


Aşağıdaki Ethemefendi Caddesi üzerinde...Çınar ağaçları çoğunluktadır,


caddelerimizin süsüdür...Yalnız dikkatinizi çektimi bilmem,hepsinde delikler,yumrular,yanlış yerde uzamış yollar gibi görünen dallar vardır...Sanki birileri küçük yaştan beri onları hizaya sokmak istemiş,biçimsiz yerden uzanan kolları kesmiş zannedersiniz...Belki de öyledir,özgürce uzayan dallar yolları,ya da daha sonra yapılması düşünülen yolları,yapılacak evleri,kaldırımları,bahçe duvarlarını,dükkanların önlerini kuşatmasınlar diye kesmişlerdir...


O yüzden gövdelerinde biçimsiz çukurlar ve şişlikler oluşmuştur...Kimbilir,kesilip biçilirken nasıl canları acımıştır,aaa yoksa siz acımaz mı diyorsunuz?Acımaz mı hiç,onlar da canlı,nefes alıyorlar veriyorlar,büyüyorlar,su içiyorlar, topraktan besinlerini alıyorlar,yani yemek yiyorlar,bizlerden farkları var mı?Bence yok,zaten belki de o uzattıkları dallar, üstünde çıkan yaprakları ve tohumlarıyla onların çocuklarıdır,ne biliyoruz?Nereden bilebiliriz içlerinin acımadığını...Ya yol yapmak,tarla açmak,maden çıkartmak,gökdelenler dikmek için acımasızca kestiğimiz asırlık ağaçlar...Belki de kulaklarımızı yıkatıp onlara uzatsak,çığlıklarını duyup,acılarını birazcık olsun anlıyabiliriz...
Biraz acı bir yazı oldu,bazı ilaçlar,bazı içkiler,bazı meyveler gibi...


Kimbilir belki de o acı içkiler,o acı ilaçlar,o acı meyveler
çınarlar ve ağaçlar kesilip biçildiği zaman ,tam da ağladıklarında içlerinin acıdığında toplanan meyvelerle yapılmıştır,değil mi?Bilemeyiz...Ve de bilemiyeceğiz...




Saturday, December 4, 2010

ARKADAŞLAR

Yazması en zor konulardan biri,niye yazıyorsun o zaman,diye sorabilirsiniz.Geçen günlerden birinde,bize çok yakın,hayır,yakın bir AVM olan Kozzy ye gitmiye karar verdim.Hem birazcık yürürüm,hem de akşam yemeği için bir şeyler alırım dedim.yola çıktım.Birden aklıma Ali Uyandıran geldi,bana çok yakın oturuyorlar,işin yoksa gel,hem konuşuruz,hem de vafıl yeriz ,dedim.Çok özlemiştim,kırmadı beni geldi...Sokağın başında buluştuk,AVM ye kadar konuşarak yürüdük.Onunla arkadaşlığımız bin dokuz yüz seksen yedi senesinde başladı.Selamsız Bandosu filminde bir buçuk ay kadar Kütahyanın Tavşanlı ilçesinde kaldık,çekimler için...Akşam çekim yoksa yemekler çok keyifli,bol sohbetli geçiyordu...Daha sonra pek iletişimimiz olamadı,hep ayrı yollardaydık.Birden bire Annem dizisinde burun buruna geldik.Bıraktığımız yerden arkadaşlığımız devam etti...Bu bizim meslekte çok rastlanılan bir şeydir,yaşam her birimize değişik yollar gösterse de bizler birbirimizden ayrı da kalsak,karşılaşınca bıraktığımız yerden devam ederiz.Eski yıllarda,devamlı gittiğimiz mekanlar vardı.bazılarımız sık bazılarımız seyrek de gitsek oralarda görüşür,özlem giderirdik...Yaşlandık mı yoksa gidebileceğimiz yerler artık çok mu pahalı geliyor bize bilemiyorum.Arkadaşlarımızla eskisi gibi ara sıra da olsa buluşamıyoruz.Aliyle bunları konuştuk,vafıllarımızı yerken ve gidiş-dönüşte yürürken...Dehşetle farkına vardık ki,artık arkadaşlarımızı neredeyse yalnızca Teşvikiye Camisinde öğle namazı saatlerinde görüyormuşuz.Cami bile değişmiyor,arada bir Şişli camisinde de buluşurduk eskiden...Ben kocamı oradan uğurlamıştım,şimdi çoğu zaman adres Teşvikiye...İkimizin de içi acıdı.Neden mi, son zamanlarda o kadar sık gittik ki,öylesine çok buluştuk ki...Arkadaşlarımızı gördüğümüze sevinemedik.Bir şey yapmak lazım,belki çok pahalı olmayan bir yeri lokal gibi düşünüp ,belirli günlerde toplanmalıyız mesela orada.O akşam,çalışanlar gelemese de bir diğer akşam da buluşabiliriz.Bu işi hiç olmazsa ayda bir yapabiliriz.Bence yapmalıyız da zaten,aramıza giren gençler de mutlu olurlar,sizce de öyle değil mi?Ne dersiniz bu işe...

Friday, November 26, 2010

GÖKYÜZÜ ve BEN

İstanbulda günbatımı her zaman ve her yerde hep değişiktir.Hiç bir görüntü ötekine benzemez,her gün aynı yerde aynı saatte fotoğraf çekseniz bile aynı manzarayı bulamazsınız...Ben bulut ve güneş delisi bir çılgın olarak,belki binlere yakın gün batımı çektim...Bazılarını

sizinle paylaşmak istedim.Burası Suadiye sahili çok fotoğraf var ama ben bu ağaç arkasından çektiğimi beyendim.Güneş gitti ama kızıllığı hala içimi ısıtıyor.Aşağıdaki fotoğraf denize gömülmeden iki dakika önce ,güzelliğine bakarmısınız ,muhteşem değil mi?


Birkaç gün sonra,yeni oyunun provasından çıkınca yemeklik bir şeyler almak için Caddebostan Migrosa gittim,kapıya yaklaştığım zaman güneşin batmak üzere olduğunu gördüm,heyecanla aşağıya sahile doğrukoşturdum ,çantamdan Ciciği çıkardım ve fotoğraf çekmiye başladım...
Sanki gök yüzü tutuşmuştu,bu yangına bulutlar da arkadaşlık yapıyordu,gözlerime inanamadım,o güzellik karşısında...Rüyada gibiydim turuncu ancak bu kadar güzel olabilir,ancak bu kadar görkemli gözükebilirdi...



Bulutların boş bıraktığı yerler inanılmaz bir mavilikteydi,aslında denizin de gök yüzünün de mavi olmadığını biliyoruz...Ama bu gördüğüm mavinin mavi olmadığına beni kim nasıl inandırabilir...



Yine bir yığın fotoğraf çektikten,güneşi tamamen batırdıktan çok sonra daldığım rüyadan uyanıp,Migrosa girip alış verişimi yapabildim...

Çok güzel bir fotoğraf daha vardı yukardaki iki yazı bloğunun arasında,resimleri sıkıştırırken silmişim anlaşılan,daha sonra bir yerlere koyarım belki....Yaşlandım galiba,şu işi bir türlü raconuna göre yapamıyorum...Bir tarafı düzeltirken bir tarafı bozuyorum,bu sözleri de kimbilir kaçıncı kere yazıyorum...Hala sabırla beni okuyorsanız,benden size kocaman bir aaafffeeerrriiinnn...

Wednesday, November 17, 2010

BAYRAMIN BİRİNCİ GÜNÜ



Evet,bugün bayramın birinci günü...

Bugün aynı zamanda benim sevgili torunumun da yaş günü,ne yapılacağına,nereye gidileceğine hep o karar vericek.Sabah kahvaltısı için dokuz gibi buluştuk,yola çıktık,ilk durak Poyraz Köy...Kadıköyden yola çıktığımızda günlük güneşlik bir hava vardı,boğazda ilerledikçe hafiften

sis başladı.Uzunca bir yolculuktan sonra,set üstünde güzel bir teras bahçe gördük,Poyrazın sahili aşağıda serili duruyordu.Burada tost ve çayla kahvaltı yapmıyalım,sahile inelim dedi yaş günü güzelimiz...


Sahile indik,kısa bir turdan sonra,kahvaltı veren bir lokantaya oturduk,


garsonun biri öğlen yemeği servislerini hazırlarken(saat on iki olmuştu bile)bir diğeri bize,çeşitli peynirler yumurtalar,bal,kaymak ve reçellerle çok zengin bir kahvaltı sofrası hazırladı.


Sis yavaş yavaş artıyordu,kahvaltıdan sonra limana girdik,balıkçı barınağı gibi fakat oldukça büyük bir yer...


Benim sevgili Qunegondum,acilen detay çekmiye başladı bu arada, hemen hepimiz fotoğraf çekmiye meraklıyız,beş kişiyiz ve üç makinemiz var.Bir tek benimki amatör,kızlarınkiler yarı profesyonel,onlar değişip dururken ben rahat rahat dört yüzün üstünde fotoğraf çektim,bütün gün Cicikle...


Hem çok fazla tekne,hem çok fazla hurda,alet ve edevat,denkler,balık ağları,yani ne ararsanız bol miktarda,oralarda buralarda ve her yerdeydi.

Tekneler,bayram biter bitmez sefere çıkacak gibiydi,hem bayram sessizliği,ıssızlığı hem de gizli bir hazırlık uğultusu vardı sanki...

Büyük bir keyifle,dolaşıp fotoğraf çektik.Birbirimizi,tekneleri,hurdaları,denizdeki yansımaları,yani önümüze ne çıkarsa hepsini belgeledik...Bu arada tabiki çok eylendik,çok güldük...



Sis giderek çoğaldı,güneşi görmek zorlaştı.Martılar gökyüzünde bir çoğalıp,bir azalarak uçuşuyorlardı...Belki bir Poyraz Köy albümü yapıp fotoğrafların bir kısmını daha koyarım.Bu yazıda zaten çok fazla fotoğraf oluyor...



Bu merdiven sahile iniyor,orası birazcık çöplük gibi olmuş,hurdalar ve sahile sürüklenenlerle birlikte...



Sandallar sahilde,istirahat ediyorlar,ne olsa onların da hakkı bayram tatili yapmak...


Yolcu yolunda gerek,yavaş yavaş ayrılıyoruz sahilden,yukarıya çıktık,çoook yol yaptık kahve molası dedik ve terasa çay bahçesine kurulduk.



Sahilde sis iyice koyulmuştu,yine de manzara çok güzeldi...Kahveler ve meyve çayları içildi,misafirliğe gelen karacık kız sevildi, okşandı,o da bizi sevdi,uzunca bir süre arkadaşlığını esirgemedi bizden... Pek te tatlıydı güzelim...






Ve yeniden yola çıkıldı,istikamet Riva buraya kadar gelmişken oraya gitmeden olmaz dedi,benim bir tanem torunum...


Daha Poyrazdan çıkamadan bir tepede bulduk kendimizi,cami ve terkedilmiş ilginç binalar,oyuklar,dehlizler vardı...Yani, gezilmez mi burası şimdi?Tabi ki gezilir...



Birde böylesine güzel manzara varken kolayına ayrılamaz insan buradan...



Ben aşağıda,bizim ekip daha da tepelerde,cesaret edip çıkamadım ben,iyi olmuş çıkamadığım,



Ben bir türlü kaynamamış eski bir kırıkla nasıl inerdim oradan,hemde uçurumun yanı başından,bence bizim takım,benden de çılgın...




Bu kadarlada yetinmediler,bir de bu ağızdan içeriye girdiler,ben seslenirim,çıkmazlar derken birden bire aşağıda görünüverdiler,ohhh,içim rahatladı doğrusu...


Ben tepelerde,elimde Cicik,onlar aşağıda,neredeyse denizin üstünde ve de çok mutlu...

Bir ara oğlum çıktı, dehlizin bir kolu daha var,biz oraya giriyoruz merak etme,dedi gözden kayboldu...Gel de merak etme,seslenirim ses vermezler,belki de duymazlar bile,aşağılarda çekmez düşüncesiyle ceple de aramadım,yarım saat sonra konuşa gülüşe geldiler...



Artık yola çıkmanın zamanıdır diyip,arabaya bindik ve bu sefer doğru Riva,marş marş...



Sis güneş ve yol güzel bir üçlü...


Nihayet Riva deresinin kıyılarındayız...

Bizimkiler çevreyi,ben bizimkileri gözlüyorum... Herkes biribirinin fotoğrafını çekiyor,kahkahalar arasında...

Sıra akşam yemeği için yer beğenmiye geldi,İskelem,Yelken ve Kalyon,yaş günü güzelimiz Kalyon dedi,isabetli bir karar ,yediğimiz her şey çok lezzetliydi,





her zamanki gibi arkadaşlarımız bizi hiç yalnız bırakmadı,uzunca bir süre oturduk,yedik içtik,yaramaz bir nene olarak bir tek ben bir kadeh buz gibi beyaz şarap içtim.Siz söyleyin,onca deniz ürünü lezzetli bir şekilde önünüzdeyken,içilmez mi yani bir kadeh şarap?Bence içilir,hatta birden fazla içilir de,neyseki ben o kadar çılgın değilim artık...



Yola çıktık,yağmur başladı,tam zamanıymış...

Cama yansıyan,her zamanki gibi çevremizden eksik olmayan kitaplardan biri,beşimizde her zaman ve her yerde kitap okuruz...O yüzden de yanımızdan yöremizden eksik olmaz kitaplar...Gecenin sonu,nihayet eve geldik...Evde yaş günü pastası,hediyeler v.s.günümüz uzun,keyifli ve çok güzeldi,tüm seçimler torunumundu ve hepside çok güzel yerlerdi...Üstelik benim için bir ilkti,bu yaşa kadar hiç birini görmemiştim,sadece gençken bir kaç kere Polonez Köye gitmiştim,bir de tabi ki Anadolu Kavağı ve Anadolu Fenerine...Teşekkürler bir tanem,iyi ki doğdun,tüm hayatın sağlıklı,mutlu,başarılı,tüm sevdiklerinle bir arada ve gönlünce olsun...

Sunday, November 14, 2010

YENİDEN ÇENGELKÖY

Biz her bayram tatilinde,karşı sahile gitmek için yola çıkarız,yemek yemek için,sergi gezmek için,ilginç bir yere gitmek için...Yola çıkıp konuşa gülüşe boğaz köprüsüne doğru yol alırız,bir süre sonra beklemekten sıkılıp,dur kalk bile değil,sadece beklemek,yönümüzü değiştirip boğazın bu yakasına karar veririz.Sadece bu yaka da değildir artık yönümüz,direk Çengelköydür,neden derseniz,ilk sefer çeşitli tekliflerin içinden seçilen bir mekandır da,onun için...Bu sefer izinler önce başladı,bizde dört kız bayramı beklemiyelim bu gün gidelim dedik ve dün kararlı bir şekilde Çengelköye gittik.Sokak arasındaki küçük park yerinden çıkınca,duvardaki kırmızı yapraklar ,bize bak bize bak diye bağırdılar,cicik bu teklifi kaçırmadı,pek başarılı bir fotoğraf değil ama,yapraklar çok güzeldi,koymadan yapamadım...Her zamanki yerimiz olan Çınarlı kahveye oturduk,yemeğimizi yerken çocuklar çılgınlığa başladılar,bu ilginç fotoğraflar o sırada çekildi...Ben de nasıl yapıldığını gördüm,zaten hep merak ediyordum...



Bayram diye herhalde köprü, ışığını boyna değiştirerek ışıl ışıl ışıldıyordu...Manzara her zamanki gibi çok güzeldi,zaten boğaza hiç doyum olmaz,hep aynı yere bile gitseniz,her sefer başka bir şey sizi baştan çıkarır...



Aşağıda ve yandaki fotoğraflar da çılgın çekimlerden ...

Çekeceğiniz yeri seçip çekim düğmesine basıp
sonra istediğiniz yönde sallıyorsunuz makineyi

hooop istediğiniz değişiklik kendiliğinden oluşuyor,

ister sağa sola,ister yukarıya ister aşağıya

istersen yuvarla
tam rock and roll gibi,sallan yuvarlan,çok eylenceli...



Tabi ki yığınla fotoğraf çekti kızlar,kızlar

diyince anlamışsınızdır nasılsa,iki kızım

ve bir tanecik torunum eder üç bir de ben

kocakarı eder dört kız...


Gördüğünüz gibi çeşitli şeyler denendi,çok yemek yendi,çok gülündü...Ve netice de çok güzel bir gn yaşandı..


Balığımı yerken,yumuşacık ve kibar bir pati beni dürttü,baktım güzel ve gerçekten çok kibar bir kız,kız olduğunu nerden anladın diyebilirsiniz,yılların verdiği deneyim derim ben de size...Kibar kibar balık istiyordu,ben de çatalımla tabağımda ki üç mezgit parçasından birini ona ayırdım ve vermiye başladım,mamasını öylesine zarif bir şekilde aldı ki çataldan,şaşarsınız..




Kızlar hemen itiraza başladılar,kendi çatalınla veriyorsun diye,bir de bıçağım var ben de onunla yerim,ne olucak dedim,ve vermiye devam ettim...O mutlu ben mutlu...



Oturdukça bir şeyler yediğimiz için hadi artık kalkalım dedik ve birer de tatlı yiyip kalkabildik sonunda,otoparka giden sokakta ufak ve ilginç bir butik vardı,kızlar girdiler ben ilgilenmediğim için dışarda kaldım,güzel ve çok ucuz giysiler varmış,ama dışarısı daha güzeldi,kızlar girdikten biraz sonra babasının eviymiş gibi büyük bir rahatlıkla bir arkadaş geldi,merdivenin altına yerleşti,uyuklamıya başladı...İlk önce torunum gördü,sonra da kızlar,ne koruyucu duruyor değil mi?



Bir süre durup onu sevdik,fotoğraflarını çektik sonra da otoparka gidip arabayı alıp dönüş yolculuğuna başladık,geceyi güzel bir film seyrederek tamamladık CLOSER bir tiyatro oyunundan uyarlanmış,yazarını bulamadım internette demek ki araştırma işi daha gelişemedi ben de...Senaryo çok sağlam,oyunculuk çok güzel,netice harika bir film ve yaşanan güzel bir gün...

Aslında bu fotoğraf daha yukarda olmalıydı,yazıya kaptırıp,fotoğraflara bakmayı unuttum.Alzheimer mı acaba?



ACA'yla ben eve döndük,o hemen yattı ben öğrendiğim çekimi denedim,meyllerime baktım,yatıp kitabımı okudum ve mutlu bir şekilde uykuya daldım,balıklama...