Saturday, November 5, 2011

TEBDİL'İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR

Kimbilir kaç sefer balkonumuzun fotoğrafını görmüşsünüzdür.Bu seferki biraz farklı,büyük masa içeriye girdi,belki iyisaatte olsunlar uğrar da bana,resim filan yaparım,düşüncesiyle...Niye çoğul konuşuyorum,balkon hem benim,hem de Kikiriğin,yani çoğuluz...Sonbahar geldi neyime,kan damlar fidanlarımın yüreğine...büyük olan saksıda fuşya renkli Begonvil fidanı,daha ufağında tohumunu Antalya Kemerden getirdiğim,kocaman,kırmızı,salkım çiçekler açan ,oralarda Arap Dudağı denilen ağacın ufacığı...İkiside geçen ay yaprak dökmeye başladılar,görünüşleri iyice cılızlaştı,kışın içerden gizlice beslenip,baharda birden gelişmiş bir şekilde çiçeklenip,beni mutlu kılıcaklar...Yani umutluyum kısaca...
Sadece ufak saksılar ve küçük bir kahve fincanı sığacak kadar bir sehpa ve iki iskemle kış için yeterli...Kikirik hanımefendi hangi iskemleye kurulursa diğeri bana kalıyor,genellikle güneş hangisinde daha çok parlıyorsa,o iskemle seçiliyor...
Kavgasız gürültüsüz güzel bir kış bizi bekliyor.Altı gün kadar mola veriyoruz,bu akşam üstü Qunem,Kikiriği annesi ve ikizinin yaşadığı,kendi evine götürdü.Çünkü ben yarın akşam üstü Belgrada uçup Acamın yanına gidiyorum.sadece altı gün kalıp döneceğim,devamını dönüşte yazarım,Ciciğin çektiği fotoğrafları koyarım,gelir gelmez de,ayağımın tozuyla Kikiriğimi alırım...Sizinle de dönüşte görüşürüz,her ne kadar Kurban Bayramını sevmiyorsam da hepinize sağlıklı,mutlu bayramlar,küçüklerin yanaklarından,büyüklerin de yanaklarından öperim...

Friday, October 7, 2011

YETMİŞ BEŞİNCİ SONBAHAR

Bir haftadır başlık duruyor,yazamadım bir türlü.Neden mi?Cicik çok güzel sonbahar fotoğrafları çekti,uğraş babam uğraş izin vermedi,münasebetsiz blog...İnat ettim, her gün denedim,bana mısın demedi,nuh dedi peygamber demedi...Ben de Cicikten özür dileyip,fotoğrafsız yazıyorum,yapılıcak bir şey yok...
İlk üç seneyi hatırlamam,bazı resimler var,onlar anılarda çıkar ortaya,dört yaşından sonra sonbaharlar beni çok üşütüyor,o yaşta Ankaradaydık,babam Genel Kurmayda çalışıyor,biz de Dikmen Bağlarında eski bir bağ evinde oturuyorduk ve ben çok üşümeye başladım,devamlı titriyordum,sıcaktan soğuğa geçince uyum sağlıyamadım galiba,diye düşündüler,bizimkiler...Sonra anlaşıldı,sıtmaya yakalanmışım meğerse...Çok uzun sürdü tedavisi,kinini hatırlıyorum,bir de bir gün çok sağlıklı bir gün titremeli olduğumu,başka bir şey anımsamıyorum...İyi olduğum günler,yine evden kaçıp asmaların arasına dalıp,sona kalmış üzümleri yerdim,ertesi günü titriye titriye yatakta yatardım.Kışa kadar sürdü galiba...İyileştim fakat her sene ilk soğuklarda, yetmiş bir senedir hep titrerim,sonra geçer.Yağmurda,karda yürümeyi çok severim,sıkı giyinir,sokağa atarım kendimi,üşümem,korkunç olan yalnızca ilk soğuklar...Kikirik te benim gibi koç burcu o da hava soğudumu hemen sıcak bir yerler arıyor,kalöriferler yanınca da çok mutlu oluyor,hemen her radyatörün üstünde onun yeri var,yumuşak bi şeyler koyup hazırlıyorum,ordan oraya geçerek sıcağın sefasını sürüyor...Bu sefer fotoğraf yok,onun,benim,bulutların,güneşin batışının,yaprakların dökülüşünün,rüzgarın yağmuru uçuruşunun,yani kısaca hiç bir şeyin,fotoğrafı yok,koyamadım çünkü...
Artık başka bahara kaldı...Bir dahaki yazıya kadar düzelir umarım...

Monday, September 5, 2011

BANA NE OLDU DA BEN BİLEMEM ESKİ HALİMİ HİÇ GÖREMEM

Dün bu fotoğrafları koydum,bu yazıyı yazdım,hatta yazının bitiş cümlesini bile tamamladım.Aralarda devamlı kaydet noktasını tıkladım,son tıklamayı yaptım,yapamadım,kımıldamadı bile yerinden...Aşağı aldım,yukarı çıkardım,bişeyler yaptım,bana mısın demedi...Biraz sonra yok oldu gitti,bir tek başlık kaldı elimde,afedersiniz yani blogda...Aynı fotoğrafları koyup aynı yazıyı yazamam dedim,Qunegondum,olmaz,yazarsın sen,dedi...Şimdi yazıyorum işte...Bir zamanlar ne yazmalıyımdiye düşünmezdim,fotoğraf bir ya da iki tane koyardım,üst üste aynı şeyleri tekrarlamazdım.Gerçekten de,bana ne oldu ben bilemem,eski halimi hiç göremem,vaziyetleri,geldi bloğa yerleşti...Kaç seferdir,hep kedicikler,sıkıntı,çalışmamaktan şikayet,tekrar tekrar tekrar...Başka bir şey yok,tükendim galiba...Laf aramızda şu tatil iyi geldi,belki de bundan sonra sık sık bir yerlere kaçarım...

Yirmi yedi ağustos cuma günü,saat sekiz Varan otobüsünün sekiz buçukta kalkmasıyla Antalya yolculuğum başladı.Tabi ki Ciciğin de mesai saati geldi,en önde,şöförün hemen arkasında oturduğumuz için fazla fotoğraf çekemedik.Flaşımız,şöför amcamızın gözünü almasın diye,biz kibar çocuklarız ya!O arada,oyun oynamayı da hiç kaçırmadık,ışık görür görmez Cicik elimde sallanmaya başlıyor,yanımızdakiler bize bakıyor...Eminim birazcık kaçık muamelesi yapıyorlardı...Yanımda çok tatlı bir genç kız oturuyordu,onunda ismi,benim küçük kızım gibi Çiğdemdi.Yol boyu konuşup arkadaşlık yaptık...




Güneşin batışı,ışıklar,yolculuk her şey çok güzeldi...




Ve de eylenceli...




Yukardaki ışıklar,kent girişiydi,ne güzel ve komik,sanki çizgi adamlar...




Sabah yediye geliyordu oteldeydim,güneş doğuyor,her yer pembeleşiyor,yumuşacık bir havaya bürünüyor...



Karşıdan gelen güneş ışığı Bey dağlarını da pembeye boyadı,o dağlar benim Mor dağlarımdır,her zaman renk değiştirir ama akşam güneş batarken hep mordur...Ve olağan üstüdür...




Odanın manzarasını öyle beyendik ki gece hemen hemen hiç uyumadığımız halde yatmayı düşünmedik Cicikle...




Hep balkondan çekilmez ya fotoğraf bir de hoşluk olsun diye içerden camın önünden çektik...Bayılıyoruz böyle saçma sapan fotoğraflara,Cicikle çok gülüyoruz...




Güneş yükseldi,günümüz başladı pembe dağlar,mavi dağlar oldu...




Balkonumuzun önü bir teras bahçe,şimdi çok moda galiba,O anlamsız gökdelenlere yapıyorlar galiba,reklamlarda görüyoruz umarım depreme dayanıklıdırlar...
Sabah trafiği yavaş yavaş başlıyor...




Bizim denizlerimiz çok güzel,Karadeniz,Marmara,Ege ve Akdeniz hepsi bir birinden güzel ve hepsi bir birinden farklı...Biz doğa açısından çok zengin ve çok şanslı insanlarız,bir de kıymetini bilebilsek...




Bunlar Ege ve Akdeniz bölgesinde gördüğünüz kaktüslerin bir cinsinin genellikle bir metreye yakın boyu olan zarif çiçekleri...Dedemen otelinin kapısına giden yol üzerinde,boyları neredeyse iki adam boyu,kalınlıkları genç bir ağaca yakın kalınlıkta...Gözlerime inanamadım...






Bundan sonra göreceğiniz fotoğrafların hemen hemen hepsi,Dedeman Otelinin havuz kenarından...Cicikle hoşumuza giden her şeyi sizlerle paylaşmak istedik...



Değişik günler,değişik saatler,değişik ağaçlar,değişik yollar,aynı dağlar,aynı deniz ve aynı Antalya...




Burası havuz başından denize inen merdivenlerin başı,bayıldım ben...






Cicikle siyah beyaz denedik,beyendiniz mi?Lafın gelişi sorduk,şımarıklığımızdan,ilk dneme ya bundan sonra alışırız umuyorum...




Bu da sepya denememiz,ne dersiniz ara sıra böyle denemeler yapmak istiyoruz...En azından çok kötü değil galiba...



Bulutlara mı ağırlık versek,yansımalara mı derken ikisi de eksik olmuş,yine de hadi koyalım dedik...Renkli fotoğraf da başka türlü güzel !...



Bizim kaldığımız otel Dedemanın hemen karşısında,DedemanPark Otel her sabah kalkıp,kapı önünde kediciklerle günaydınlaşıp,biraz sevişiyoruz,



hemen yandaki bakkaldan gazetemi alıyor,oradaki kediciklere selam veriyor ve havuza dedemana gidiyoruz...Her taraf sanki kedi cenneti...


Ben şezlongda yatıp güneşlenemem,sıkıntıdan patlarım,sadece oturup kitap okurum,yanmak için,havuzun kenarında,ağaçların,çiçeklerin arasında,güneşin altında yürürüm...Hem daha güzel yanıyor insan hemde sıkılınmıyor yollarda...


Bu fotoğrafların hemen hepsi o yürüyüşlerde çekildi,kalan zamanda kitap okundu..



Havuz başından asansöre biniyorsunuz hop!denize iniyorsunuz,yok öyle şey bu gördüğünüz merdivenler gibi dört tane daha iniyorsunuz...Ben bir kere indim,fotoğraf çektim,bir daha da inmedim,denize de giremedim...


Çok güzel ve sakin görünüyor değil mi?Bir de bana sorun...



Bakar mısınız ne kadar sakin,tam da benim içi platinli bacağıma göre,ister zıp zıp oynayan merdivenlere çarp,istersen kayacıklara çarp,beyen beyendiğine yani,sürüsüne bereket...Havuz ve duş neyime yetmez?


Şaka bir tarafa çok güzel,kayalar,çırpıntılar,o maviliklerin içinde olmak,allahtan senelerce o keyfi yaşadım,şimdi de o güzelliklerin fotoğrafını çekmek,buralara gelip görebilmek,denizin sesini,rüzgarın hışırtısını duyarak kitap okuyabilmek...Kısaca tadını çıkartmak,çok çok güzel...



Bu biraz paparazzilik oldu ama dayanamadım,Cicikte dayanamadı,çekiverdi...




Havuz başından,biraz merdiven,biraz yokuş,birazcık daha merdiven,azıcık yokuş,minicik iniş...Sanki piknik yeri artı aquapark,durur muyum oraya da gittik.Cicik bu ağaca ve aradan sızan güneşe dayanamadı.



İne çıka yorulmuşum,başım önümde kucağımda heybem,şezlonga çöktüm...



Ben bunun bir de sepyasını çekicem dedi ve dediğini yaptı Cicik...






Aquaparkın büyük havuzunun etrafı,gerçekten piknik yeri gibi,çok keyifli ve doğal...







Küçük bir burunun diğer tarafındayız...Aynı dalgalar,



aynı merdivenler,eh tabi ki annecik denize girmedi burada da...Giremedi değil,çünkü kendi seçimi,istese,cesaret edebilse girerdi...


Tekrar havuz başına döndük ve bir güzellikle karşılaştık,bir gelin,bir damat,bir nedime,bir fotoğrafçı doğal ortamda,bu güzel günlerini kayda geçirmiye,belgelemeye gelmişler...Ben hemen bir ananne olarak alkış başlattım,çok mutlu oldular.




Daha sonra asansöre,merdivenlere yöneldiler...İşin doğrusu denize kıyısına indiler...Antalyada evlenenler için en doğal ortamda,deniz kıyısında,mutluluklarını,yıllar sonrasına,evlatlarına,torunlarına,belki de onların da çocuklarına bırakıcaklar...Bir yastıkta kocasınlar...Aklıma gelmişken,artık bir yastıkta kocanmıyor,o eskidendi,annemin,anannemin yatak genişliğini kaplıyan tek yastıkları vardı,şimdi,yatakta yastık yığını var,onlarca yastıkta yatılıyor...Ne yaparsın devir değişti...Aslında çok güzel,hiç bir şey durağan değil dünyamızda...Her şey her yerde ve her zaman değişiyor,bazıları iyiye,bazıları kötüye gidiyor...Umalım bundan sonra her şey,her yarde ve her zaman çok çok iyiye doğru yol alsın...Güzel günlere...

















































































Tuesday, August 16, 2011

EVİMİZİN ÖZEL KONUKLARI

ANNECİK ev giysisiyle misafirlerini karşılıyor.Misafirlerimiz,tatile giden Qunegond ailesiyle birlikte yaşıyan, bizim Kikiriğin annesi ve ikiz kardeşi...Bu yazıda genellikle yazı yok,Ciciğin yakaladığı,evimizdeki yaşamdan minik parçacıklar var...




Tanıtıma başlıyoruz,burası bir dolap,içinde ıvır zıvır ve çeşitli dosyalar var.O katır kutur şeylerin üzerinde rahatsız olmasın diye bir yastık k0ydum.Yatan hangisi mi?Bizimkinin ikizi Bıcırık,ismi pek kullanılmıyor,genellikle şişko deniyor,Kikiriğin yanındayken pek ortalarda dolaşmıyor,sadece bizde değil,biz onlara gidince de tavrı aynı...Ben annemi her zaman görüyorum,biraz görmeyenleri düşünmeliyim,der gibi bir davranış,ya da bizimkinden biraz tırsıyor...Zaman zaman Kikirik hımmmmmm, diye uyarıyor şişkoyu....




Anneleri,yani Minu onları zaman zaman pataklıyor,ben anlamıyorum ne yanlış yaptıklarını,ama onlar anlıyorlar herhalde,çünkü hiç karşılık vermiyorlar pataklanırken...Suçlu çocuklar gibi başları önlerinde,öylece durup anne patisiyle dayak yiyorlar...





Minu da artık kocaman oldu,asıl şişko o bence,baksanıza kucağıma sığmıyor,yine de çok rahatmış gibi yayılmış yatıyor...






Kucağımdan güneşe kaçtık,burada uyumak başka türlü bir keyif,güneşi çok seviyoruz,Minuyu bilmiyorum ama çocukları benim gibi koç burcu... Hepimiz güneşi çok seviyoruz,her koç böyle midir,bilemiyorum ama biz böyleyiz...





Minu gıgışını ve göbeciğini sevdirmeye bayılır,en çok onun fotoğrafı var,Cicik daha rahat görüntülüyor onu,hep görünür yerlerde çünkü...




Yatışa bakın,nsıl mıncıklamazsınız yani,dayanılır mı hiç!




Örtünün altında görünür görünmez bir kabartı var ya,işte orada Bıcırık var...Burası da saklandığımız yerlerin başında geliyor,bakalım Aca Bosnadan gelip yatağı alınca bizimki nerelere sığınacak?



Yine bir (gel beni sev) pozu...





Annelik değil mi,kıyamamış Bıcırığına ,onun yanına dolaba girmiş,orada uyuyor...





Sanırım,pek güzel bir rüya görüyoruz,çok mutluyuz...





Bıcırık,torunumun deyişiyle bizim şişko,bişey seyrediyor,bakalım ne seyrediyor?





Annesiyle Kikiriğin sevişmesini,oynaşmasını seyrediyor,kıskanç bir görünüşü yoktu değil mi?Kıskansa o da yanlarına gidip rahatlarını bozabilir,ya da oynaşmıya katılabilir,ama hiç yapmıyor o işi...




Onları rahat ve özgür bırakıp sadece seyrediyor...O da bir seçim,Kendi evlerinde,hep annesinin tepesinde o da...Burada Kikiriğe ,özel bir ayrıcalık tanıyor bence...




Sadece kedilerde değil,bütün hayvanlar aleminde böyle duygulu,güzel ,biz insanlara örnek olacak,olağan üstü kabul ettiğimiz,aslında çok doğal olması gereken duygular,sevgiler,ilişkiler var...Anlıyana sivrisinek saz,anlamıyana davul zurna az,demişler,iyi etmişler...
En az bayrama kadar birlikteyiz,ben de çok, ama çok mutluyum...