Sunday, April 7, 2013

MASALA DEVAM

Az gittim,uz gittim,dere tepe düz gittim,döndüm arkama baktım,bir arpa boyu yol gitmişim.Eh!Bu kadarı da şimdilik yeter dedim...Günlerden perşembe,yanaklar pembe pembe,hastane yakın,açık hava yasak,sanki mikroplar,beni bekliyor üzerime atılmak için.Doktorlarım beni sarıp sarmalayıp bir koruyorlar ki pir koruyorlar.Taksi çağrıldı,binilip beş dakika sonra inildi.Göz muayenesine gidildi,beş dakikada bitirildi,damlalara devam denildi.Damlaya damlaya göl olurmuş,göle güneş vurmuş gibi,parlarmış göz...Taksi çağrılıp eve dönüldü...İyi hoş da Annecik evde oturmayı sevmez ki,sıkıntıdan patlar durur kadıncağız.Gece üçlerde dörtlerde yatarmış,sabah kaçta kalkarmış ne ben söyliiim,ne siz sorun...Altıyla on bir arası değişirmiş kalkış saati,masal bu ya ,masal masal matitas(kaynanamın götü tas diyemezmiş,ışıklar içinde yatsın,yetmişli yıllarda göçetmiş bu dünyadan)
Ya Cuma günü,ya Cuma günü,göze su deymeyecek ya,sabahın köründe kalkılmış,boyundan aşağısı yıkanmış,içine sinmemiş,çaresizmiş,yasakmış bütün yıkanmak.Annecik böyle yasakları dinlemezmiş ama bu sefer pabuç pahalıymış...Bu sefer taksi yok,qunegond arabayla gelip almış,laf aramızda aç bi ilaçmış Annecik bu sabah kahvaltı da yasakmış,kliniğe gidilmiş,eczane eczane aranmış,taranmış zatürre aşısı bulunmuş,yapılmış.Ordan çıkılıp az gidilmiş,uz gidilmiş,dere tepe düz değil,cadde cadde gidilmiiiş,Sonomede gelinmiş.Niye mi gelinmiş,bi gramcık beyni olan Anneciğe beyin MR:ı çektirmek için gelinmiş...Güler misiniz,ağlar mısınız,ben gülerim,bakalım ne çıkacakmış,ya  aaaaa beyin yokmuş,derlerse,ya da beyin yerine kahkaha doluydu,derlerse,bu yaşa kadar okuduğu tüm kitaplar doldurmuş kafatasını beyne yer kalmamış derlerse...Bu Annecik çok komik kadınmış meğerse,kafası saçma sapan düşüncelerle doluymuş,derlerse...
Saatler,saatleri,günler,günleri geçsin,hafta sonu bitsin,hafta başı başlasın,MR:sonucu gelsin,bakalım makineler ne buyurmuş öğrenelim.Dal dal dal,dıııırt dırt,bıgıdık bıgıdık,tıııırt tırt tırt,dag dag dag dal dal dal hıgıık hııgık lar dan başka ne biliyormuş şu makine görelim bakalım...Laf lafı açtı,laf kapıyı açtı,gevezelik doldu,taştı,yemekler pişti,sofralar kuruldu,martılar doyuruldu,bize de gökten elmalar düştü,tüm sevenlerime selam olsun,tanıyan,tanımayan herkese sevgiler selamlar olsun.Yürekler iyilikle dolsun

Tuesday, April 2, 2013

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ (UZAYIP GİDEN BİR MASAL)

Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde,ben babamın beşiğini sallar iken,evli evine köylü köyüne gider iken evi olmayan sıçan deliği bile bulamaz iken,uzun mu uzun,beyaz mı beyaz,saçlı buruşuk mu buruşuk yüzlü  bir nenecik varmış.Bu nenecik,nedendir bilinmez kendisine annecik dermiş.Kendisinin pek güler yüzlü olduğunu sevenlerinin çok olduğunu düşünürmüş.Çalışmayı da çok ama çok severmiş,çalışmadığı günlere çok üzülürmüş...Gel zaman git zaman nefes almakda zorlanmıya başlamış,bir de kimse duymasın ama,görmekte de zorluk çekiyormuş.Öyle gençliğindeki gibi iğne deliğinden bakıp da öteleri göremiyormuş.Eh göz doktoru bakalım ne diyecek demiş ve dünyanın en iyi göz doktoruna gitmiş.Ne dese beyenirsiniz doktor A ME Lİ YAT demiş,amaaa önce inceden inceye sağlık raporu isterim diye de tıutturmuş.İyi ki de tutturmuş,neneciğin akciğerlerinde orda fazladan olan,saçma sapan tuhaflıklar yok muymuş.Bunlar da nerden çıktı,bak sen,nolucak şimdi demiş nenecik...Hiiiç demiş,sevgili doktoru önce göz,gerisi arkadan gelir,hiç merak etme sen demiş.Neneciğin şansına bütün doktorları,ki az buz doktor da  değilmiş,her branştan var nerdeyse,hepsi çok kolay, sende bu enerji varken işin içinden sıyrılır çıkarsın,yeter ki ucundan,kıyısından hemen başla,zaman yitirme,demişler...Nenecik ilk olarak,ya allah bismillah demiiiş,yüzüme gözüme bulaşmasın bu kıvırcıklar diye,saçlarını kesmiş(yalan oldu galiba,doğrusu kestirmiş olacaktı...)Masaldır bu, arada sırada yalan olabilir,affola...Saçlar gidince bir hafiflemiş ki sormayın,neredeyse kuşlar gibi uçtu uçacak,çitalar gibi koştu koşacak...
Ertesi günü çocukları neneciği alıp Belgrat Ormanlarına götürmüşler,meğer nenecik yirmili yaşlarından beri hiç mi hiç gitmemişmiş,nasıl mutlu olmuş,havalara sıçramış keyiften,Ciciğiyle iki yüzün çok üstünde fotoğraf çekmiş,madem masal anlatıcam,zamana uysun fotoğraflı olsun demiş.Yürüyüş yolu altı kilometreymiş meyerse,
az gitmişler uz gitmişler,dere tepe düz gitmişler,neler de neler görmüşler,ağaçların köklerine bakmış da nenecik demiş ki,eh işte bunlar da benim köklerim gibi sağlam,bakın yol için açılmış saçılmışlar ama hala dimdik ayaktalar...Masalın uzunu,lafın kısası güzel,üç buçuk kilometreye gelmişler,acıkmışlar ama yorulmamışlar,bi salata yapıp yiyelim deyip,o güzelim ormanda ateş yakıp duman çıkaranlara kızıp,ekmekle salatalarını,keyifle,afiyetle yemişler...

Bu arada ailede fotoğraf çekmeyen de yokmuş,sonraki günlerde hepsinin çektiklerini birer birer görürsünüz,bizimkilerin,gizlisi saklısı yokmuş,sevenleri de çokmuş...
Gülüşüp eylenmişler,altı kilometreyi yercesine bitirmişler,neneciği tanıyanlar selamlamış,tanımayanlar şaşırmış,bu yaşta nasıl yürümüş bu kadar yolu,biz zorlandık,şu nenenin mutluluğuna bakın yahu,utansak mı napsak demişler...Tabi nerden bilsinler ki,bu güzel orman gezisi neneciğe inanılmaz bir moral takviyesidir,hiç bir eylence,hiç bir masal bunun yerini tutmaz,etrafında gördüğü güler yüzlü tanıdıkları,yanında sevgili çocukları,torunu,oğlu,böyle güzel bir doğa,daha ne ister ki hayattan...
Akşam da oldu,gitti,hadi bakalım güle oynaya arabaya,yollara,geceye...
Masal bitti zannetmeyin,bu masal kolayına bitmez,bu sene maraton senesiymiş, neneciğin,doktoru öyle söylemiş,çalışabilir miyim diye sorunca da gülücük atıp,düşünme bile demiş,senin meslekte olmaz,ama sen zaten boş duramazsın,bellidir gözünden,gönlünden demiş.Nenecik de içinden,hiç olmazsa yürürüm,Ciciği çalıştırıp fotoğraf çekerim,kimbilir daha neler neler yaparım demiş...Şimdilik gökten bi dolu elma düşürelim,bana sana ona bize size onlara...Veeee yıldızlara ulaşmış tüm dostlara...

BU SEFER OLAMADI BİR SONRAKİNE

Şampuan üreticilerinin dikkatine...
Annecik on altı Nisanda 77 yazı ile yetmiş yedi,yaşına basıyor...
Bu yaşta bu kadar güzel ve estetik saç kaç kişide gördünüz?
Sizin yerinizde olsaydım,reklamda bol bulamaç kullanırdım(siz de Höştöröpöf Şampuanı kullanın sizin de saçlarınız bu denli havalı olsun) diye...Bilemediniz eh ne yapalım ,sağlıkolsun...
Şu güzelliği göremediniz...
Gördünüz mü,gitti gider...Uzun saçlar gitti,kısacık saçlar geldi...
Ne rahatmış aslında kısa saçlar,üstümden büyüüük bir yük kalktı sanki...
Çok da eylenceli...
Karıştır kaşı,ne yaparsan yap bozulmuyor...
Bana göre hava hoş...
Neyse siz de üzülmeyin Şampuan Üreticileri,Kökü bende,bir sene sonra uzatmıya başlarsam,umarım bu sefer kaçırmazsınız...Sizden Höştöröpöf Şampuanı reklamı bekliyorum,Görüşmek üzere,tekliflere açığım şimdiden...Sevgiler...

Saturday, March 16, 2013

76-77 İLKBAHARI

76-77 1976-1977 anlaşılmasın,yetmiş altıncı yaşım bir ay sonra bitiyor,16 Nisanda yetmiş yediden gün almıya başlıyorum.Nerden bakarsanız bakın epey okkalı bir yaş...Hoş bizim ailenin erkek ve kadınları doksanı geçiyorlar.İki büklüm dört kat alaturka tuvaleti temizlerken kalp krizi geçiren nenem ve intihar eden annem hariç.
Bu güneşli güzel günü kaçırmadan,klasik bahar yürüyüşümüzü yaptık Cicikle...Yine etrafımızdaki sokakları dolaştık,çiçeğimsi,tomurcuğumsu ne gördükse,gösterelim istedik...
Eriklerin kirazların çiçekleri,kırmızımsı baharlar,onlara bahar diyorum,gerçek isimleri var mı bilmiyorum...



Bu sokak ,tek katlı evler sokağı...



 Çok katlı sokağa geldik...

Sokağın ortasında durup,önümüzü ve arkamızı göstermeyi çok seviyoruz,Cicikle ben...
Sokağın girişinde çift yönlü trafiği işaretleyen iki dev ağaç...Evet canım burası Kadıköy...Burada ağaçlara ve doğaya kıymet verilir...
Ve neredeyse adımbaşı,küçüklü büyüklü çocuk parkı vardır...


Yine bir sokak ve sokak ortasında dev bir ağaç...
Upuzun binaların önünde kısacık görünen ağaçlar...


Üstteki üç fotoğraf yanımızdaki apartmanın bahçesinden...
Bizim bahçeye geldik,
ezberlediğiniz fotoğrafları yineledik bu bahar da,
bu ikisi ne güzel duruyorlar değil mi aynı karede?



Sevgili komşum,arkadaşım,dostum kucağında kızının önünde kendisinin tatlılarıyla...Kendisi de gülüşüyle,sohbetiyle ayrı bir tatlıdır...
Nam'ı diğer ANNECİK çok ihmal edilmişti,üzülmüştü,küsmüştü...Acısını çıkarttı benden,fotoğrafları iki kere koydum,kaydet olayını atladığım için...
Sevgiler,görüşürüz...

Saturday, November 24, 2012

GÖZTEPE PARKI BU SENE

Bu sene nisan ayında parkta bir değişme gördüm,Cicik fotoğraf çekelim,nooolur dedi,hadi bakalım dedim ve çekmiye başladık.Değişiklikleri yavaş yavaş gösteremiyeceğiz yazacağız.
Neden derseniz,daha önceki yıllarda cep telefonumla çekiyordum,onları bulamadım...Caddede iki ana kapısı vardı ve parkın bütün çevresinde kısa kısa zakkum ağaçları yer alıyordu.Bu aylarda yavaş yavaş çiçeklenir ve çok güzel bir çit oluştururlardı.
İlk kapıyla ikinci kapı girişi de farklıydı,ilk kapıdan merdivenleri inince çiçekler karşılardı sizi,ilerde çocuk bahçesi göz kırpardı,ben burdayım diye,ağaçların arasından...
İkinci kapıda ki iki üç basamaktan sonra sarmaşıkların sardığı bir tünelden geçip(aralarında serçecikler bıcırdaşırdı) büyük bir havuzla karşılaşırdınız,etrafı gül bahçesiydi,havuzun çevresinde yürüme yolunu renkleri ve kokularıyla şenlendirip,oraya gireni mest ederlerdi...Yan taraftan çocukların neşeli sesleri,oyuncakların gıcırtıları ve kahkahalar yükselirdi...
 Şu anda bulunmaz hint kumaşı olmasa da,eski özelliği ve güzelliği kalmasa da yine de yeşilimsi ve güzelimsi...
Yarım asırlık ağaçlar sanki kendi kaderine terk edilmiş gibi bir duyguya kapılmıştım,o zaman...
Veeee birden bire yirmi bir Kasıma geliyoruz,Duru Tiyatro,Tuncay,Tatlı Huzur ziyaretinden sonra yürüyerek Göztepeye geldim.Parkı görünce düşüp bayılıcam zannettim.
Ne giriş kalmış,ne çıkış,her yer çöp,ağaçlar susuz,sadece çimenimsiler var,ne oyuncak görünüyor,ne havuz,ne de iç açıcı başka bir şey...
içeriye girip,fotoğraf çekmeyi düşünmedik bile...Ustalar halleder bu konuyu dedik,bizimki amatörce bir kıyaslama yazısı oluyor.
Ağaçları kesmek yerine susuz bırakıp can çekiştirerek öldürüyorlar galiba,belli olmadan,gizlice,polisiye romanlardaki,zehirleyip uzun vadede öldürmeler gibi...
Savaş ya da deprem sonrası gibi şimdi güzelim parkımız...Kadıköydeki bir parka nasıl el koyabilir büyük şehir belediyesi?Ben anlamıyorum anlıyan varsa ve beni aydınlatırsa çok memnun olurum...Cahilliğime verin olur mu?Ben oyuncuyum bu işlerden anlamam,sadece yeşilin yok olmasını,çiçeklerin,bitkilerin,ağaçların ölmesini,yok olmasını ya da azaltılmasını içime sindiremiyorum.Hertaraf,asfalt yollar,beton binalarla doldu,astım bizim zamanımızda ihtiyar hastalığıydı,şimdi doğan çocukların % 65i astımlı doğuyormuş,doktorların,anketlerin yalancısıyım...
Bu mavi hortumlar nedir bilmem ama sulama hortumu olmadıkları kesin,koskoca parkı bu incecik hortumlarla asla sulayamazlar...
Her yerde acaip tahta koliler,karomsu taşlar,ne olduğu belli olmayan şeyler...
Bizlerde yırtınıyoruz Göztepe Parkımız yeşildir yeşil kalıcak diye...
Anannem çok tatlı,çok kibar,okumuş,yazmış,fransızca bilir,piyano çalar bir neneydi.Ama yeri geldimi cuk diye oturttuğu deyimleri vardı...
Benim bu halimi görseydi,atı alan çoktan  Üsküdarı geçmiş,geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğdeye,geçmişe mazi derler,der çıkardı işin içinden...Şimdi hepsi aklıma gelmiyor daha neler bulurdu bu durumu anlatıcak...
Ayaklarımın dibinde gördüğünüz  ölü yapraklar,göremediğiniz,Ciciğin üzüldüğü için gösteremediği  yanaklarımdan süzülen göz yaşlarım ...
 Burası kaldırımın hemen kenarı,ne kapı,ne baca,hale bakın!

Şimdiden inşaat alanı gibi,ne etmeli?Hiç olmazsa fikir üretmeli.yeşillikleri,içinde yaşıyan minik canlıları,cıvıldayan kuşları,kuşlar gibi cıvıldayan çocukları düşünmeli...

Fazla söze gerek yok,Cicik her şeyi gösterebildi zannediyorum...
Son söz ,bu çiçek kulübeleri yapıldı,roman güzellerinin işleri zora koşuldu,şimdi burada insanlara çiçeksiz değilsiniz buyrun,burdan istediğinizi alın götürün der gibiler...Parkta görmeseniz de olur artık...Aaaaaa!çiçek alıcak paranız mı yok,hay allah çok üzüldük,bir dahaki geçişte belki olur,o zaman alırsınız...